Balkondaki Adam Kitabında Anlatıcılar: Gerçek Edebiyat, Erdem Gedikli

Balkondaki Adam, Hasan Cüneyt Bozkurt’un son kitabı. Üzerine çok şey yazıldı. Fakat ben öykülerin tek tek incelemesine girişmeyeceğim. Onu edebiyat eleştirmenleri yapsınlar. Hasan Cüneyt, Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Sınıf Öğretmenliği Ana Bilim Dalı’ndan benim eski bir öğrencimdir. 7 yıl olmuş mezun olalı. Onu, kitaplarından takip ediyorum.

Balkondaki Adam’ı bir solukta okudum. Akıcı bir dili var. Kurgusu da başarılı. Bunları bir kenara koyuyorum. Benim en çok dikkatimi çeken anlatıcılar oldu. Hala kulaklarımda o monologlar var. Herhangi biri gibi değil. Güçlü bir içsel zekâya sahip. Bir eğitim bilimci olarak bana özel yetenekli çocukları çağrıştırıyor.

Yetenek öğrenebilme, yapabilme yatkınlığı, yetkinliği ve etkinliğidir. İlahi ve genetik bir bağış değil, bireye sunulan ya da bireyin kendisinin bulunduğu, yarattığı ortam ve olanaklarla ilintilidir.

Neo-platonist yaklaşımlar aksini söylese de insanın eşit yeteneklerle doğduğunu düşünüyorum. Sunulan ve bulunulan ortamlar ve olanaklar bireyin meraklanımına uygun nitelikte ise ilgi, bilgi, tutum ve becerileriyle yoğrulma, evrimle, emek yoğunluğuyla gelişme ve oluşma gerçekleşiyor. Bunu üstün yeteneklilik şeklinde tanımlayanlar da var. Üstünlük bu saydıklarımla çelişen bir kavram. Özel yeteneklilik daha doğru bir yerde duruyor. Bireyin kendini fark etmesi, emek, sabır, tekrar ve sevgi ile birleşip iş’e olan birikim ve saygı ile yoğrulunca bu nitelik kişilik halini alıyor.

Perihan’ın kocası böyle biri kişilik. Bardaki Seçil’i taksiye bindiren genç yazar, Seyhan’ın sevgilisi, Tarık Ağabey’in arkadaşı, Güliz’in aşığı, efe kadınları tablolarından çıkaran adam böyle bir kişilik.

Tabi yapılan iş’e ve yapana saygı, karşılıklılık ilkesi gereği, emek yoğunluğuyla birlikte bilişsel birikim de gerektiriyor. Özel yetenekli bireyler özellikleri gereği, farkındalıkları merak eder, ilgi duydukları alana yönelik yoğunlaşır ve bunu dışa vururlar. Farkındalıklarının farkına varılması istemidir farklı oluşları. Onları sıradanlıktan çıkaran da budur.

Kırık kalpler tamirhanesinin yazarı bu bilinci taşıyor. Tutuklanan Yenal Keskin, Kuvayi Milliye kahramanlarını anlatan masa lambası, arabasında uyuklayan heykeltıraş, anlaşılmayan adam, pedal çeviren genç bu bilinci taşıyor.

Birey “yaratıcı akıl iklimi” ile yaşama tutunur. Olay, olgu ve sorunlar karşısında bu iklim öne çıkar. Sıradan insanlar sorun çözüldükten sonra bir daha karşılaşılana dek ılımanlaşır. Özel yetenekli bireyler bu iklimi mevsimlerle ilişkilendirir. Farklı oluşları da bundandır. “Aşma” sürekli sorgulama ve emekle gerçekleştikten sonra başka yaratma eylemlerine girişir. Uğraşılan alana yönelik bilinçli yoğunlaşma hali, ölürken de ölmeyi bilmesi durumudur.

Arşiv odasında çalışan İlker bunu biliyor. Şefin karşısında midesi bulanan memur, köprüde balık tutan Faruk’un arkadaşı, Selda’nın kocası, bankamatik kuyruğunda tanıştığı kadının peşine takılan adam bunu biliyor.

Şunu unutmamak gerekir: Özel yetenekli bireyin, biliş ve emek yoğunluğu ile kontrol edebildiği “akıl iklimi” sürekli işler durumunda olmak zorundadır. Bunu, gerektiği gibi ve gerektiği kadar kullanır. Sığlaşmamak için de sürekli üretir, emek verir. Bunun için sağlam bir bedenle ve akılla “yaratma” işlevini gerçekleştirir. Bitmek tükenmek bilmez bir sabırla ve emekle ‘sanatın emekçisi’ olur.

Hasan Cüneyt bu yolda ilerliyor ve bir öğretmen olarak bu emeği izlemekten mutluluk duyuyorum. Kendisine yeni kitaplar, yeni anlatıcılar, daha derin içsel yolculuklar diliyorum.

Yolu açık olsun.

Fotoğraf: Kubilay Enginsu

Gerçek Edebiyat, Erdem Gedikli, 15.11.2015