Raskolnikov Baltayı Kaldırdığında: Mesele, Fatma Yeşil

2015’in Ağustos ayında Agora Kitaplığı tarafından yayımlanan “Balkondaki Adam” büyük bir özenle yazılmış on yedi öyküden oluşuyor. Yabancılaşmanın, yalnızlığın, çaresizliğin ve tüm bu sıkılganlıkların yanında aşkın adeta karşıt bir uzam olarak işlendiği; karakterleri ruhumuzun derinliklerine tutunan sarsıcı öyküler bunlar.

Kitabın kapağı, öykülerin kimliğini anlama bağlamında ilk ipucudur diyebilirim. Görür görmez okuyucuyu içine çekerek derin duygular uyandırıyor ve o tünele bir an önce girip öyküleri okuma isteği ile uyuşturuyor.

Öykülerde anlatılan hayatlar her gün karşımıza çıkan sıradan insanların karanlık taraflarını ele almış. Hem de oldukça günlük, yalın bir dil kullanılarak. Belki de karakterleri okurken bizimle bütünleştiren etkenlerden biri budur. Kullandığı kelimeler ile olayları en ince noktasına kadar betimlemiş yazar. Okuduğumuz cümleleri en uç şekilde hissediyoruz sanki: dokunuyor, duyuyor, görüyoruz…

İlk öykü, kitaba da ismini veren “Balkondaki Adam”. Bu öyküde her şey çok sıradan yaşanıyor gibiyken, birden sıradışı bir kurgunun içinde buluyoruz kendimizi ve adeta tepeden tırnağa büyüleniyoruz. Ve bu öykü ile hayal gücümüzün derinliklerine doğru gerilim dolu bir yolculuğa başlıyoruz.

İlk öyküyü izleyen Beklentiler, Senfoni ve Mektup toplumumuzda ne yazık ki çokça var olan sevgiye muhtaç kadınları çıkarıyor karşımıza. Kadının kadın olduğu için sınırları net yaşamı… Şunu yapsam bunu düşünürler korkusu…

“Kırık Kalpler Tamirhanesi” yine günümüz insanının sıradan hayatını, öteki bir şekilde ele alıyor. Hayattan istediklerini alamayan, mutlak beklentileri olan insanların yıkımı diğer öyküler ile bütünleştiriyor bu öyküyü de.

“Yargı” biraz daha farklı diğer öykülerden. Güncel ve siyasal bir bakış açısıyla ele alınmış güzel bir ironiyi içeriyor.

“Kara Toprak” yalnızlığı ve yabancılaşmayı en sarsıcı şekilde ele alan öykülerden biri. Hayatımızın kısa bir anında da olsa mutlaka karşımıza çıkabilecek bir karakterle tanışıyoruz. Öykü, köylü Ekrem’e adanmış. Hayatımızdaki köylü Ekremlere…

“Kışkırtmak” da yalnızlığı tekrardan gözler önüne seriyor. İnsanı yalnızlığa iten şey anlaşılmamaktır çoğu zaman, bunu öyküde daha iyi anlıyoruz.

Son olarak “Benim Efe Kadınlarım” adlı öyküyü ele alalım. Hasan Cüneyt Bozkurt çok iyi bir final yapmış bu öykü ile. Kitapta yer alan öykülerdeki bütün tekniklerin en yükseğe çıktığı, zirve öykü diyebiliriz. Zengin ayrıntılar, mükemmel bir kurgu ve realist bir tablo çizilerek harmanlanmış ve okura altın bir çerçevede sunulmuş. Kadın efelerin soluğunu yüzümüzde hissediyoruz kitabı kapatmadan önce.

Yazıyı yazarın şu sözleriyle bitirmek istiyorum: “Raskolnikov baltayı kaldırdığında ne hissediyorsak bu 17 öyküde de onu hissedeceğiz.”  

Mesele 121, Fatma Yeşil, 16.01.2017