Hasan Cüneyt Bozkurt’la Söyleşi: Varlık, Tankut Baler

İlk romanınız “On Otuz”, bir terör eyleminde yolları kesişen insanları anlatıyordu. Yeni romanınız da böyle çoklu karakter yapısına mı sahip?

Hayır. Bu sefer temel karakterler beşi geçmiyor. Fikri, Sevim, Kenan, Zeynep ve Kadir. Bütün olay örgüsü bunların etrafında şekilleniyor.

Siz farklı kurgular denemeyi tercih eden bir yazarsınız. Bu tarzınız devam ediyor mu?

Ronald B. Tobias yirmi temel kurgudan bahseder. Aynı anda bunların birden fazlasını kullanmak ne kadar doğru bilmiyorum ama yazdıklarım kendiliğinden böyle bir noktaya ulaşıyor. Evet, yine birden fazla kurgu var; fakat bu rakam 10:30’daki kadar yüksek bir rakam değil.

Bir söyleşinizde kitabınızın Tutunamayanlar ve Kuran’ı Kerim üzerine kurgulandığından bahsetmişsiniz. Bunu biraz açar mısınız?

Kitapta bir yazar karakterimiz var. Adı Kadir. Kadir yarattığı dünyanın gerçek olduğuna inanmış, kendini tanrısal bir konuma yerleştirmiştir. Yaratılış Suresi adı altında kırk ayetten (ya da kırk maddeden de diyebiliriz) oluşan bir metin kaleme alır ve kitabın sonunda yer alan bu metinde, bize okuduğumuz kitabın nasıl yazıldığını anlatır.

Tutunamayanlar’la nasıl bir bağlantı var?

Omurgaları ortak. Her ikisi de çerçeve içine alınmış öykülerden oluşuyor. Sözcükten Resimler’de en dışta Yayımcının Açıklaması şeklinde kitabın öyküsünü okuyoruz, onun içinde Fikri ve Sevim’in öyküsü var, onun içinde Kenan ve Zeynep’in öyküsü var ve en içte Kadir’in öyküsünü görüyoruz. Böylece birbirini çerçeveleyen iç içe geçmiş dört öykü çıkıyor karşımıza. Tutunamayanlar da bu şekilde tasarlanmış üç öyküden oluşur. Orda da en dışta kitabın öyküsü vardır, onun içinde Turgut Özben’in öyküsü, onun içinde Selim Işık’ın öyküsü yer alır.

Neden böyle bir şey yapmayı tercih ettiniz?

Oğuz Atay, nasıl ki Nabokov ve Joyce gibi yazarlardan esinlenerek Tutunamayanları yazdıysa ben de Oğuz Atay’dan esinlenerek Sözcükten Resimler’i yazmaya çalıştım. Edebiyatta doğurganlık önemlidir diye düşünüyorum. Taklitten çok farklı bir şeydir doğurganlık. Nasıl ki çocuk ebeveynin kopyası değilse sonra gelen de öncüllerinin kopyası değildir, belki onu aşmak için çaba gösteren bir versiyonu olabilir, diye düşünüyorum. Ben Sözcükten Resimleri yazarken de bu bakış açısına sadık kalmaya çalıştım ve metni hareketlendirmeye dayalı yeni anlatım biçimleri kullandım. Yaptığım şey edebiyatın kendi meselelerini romanın konusu haline getirmek ve bunları farklı anlatım biçimleri kullanarak işlemek oldu. Tabi ne kadar başarılı olabildiysem. Ayrıca burada şunu da belirtmek lazım: Sözcükten Resimler’le Tutunamayanlar arasındaki bağlantı, Nabokov’un Solgun Ateş’iyle Tutunamayanlar arasındaki bağlantı kadar sıkı fıkı değil. Sadece bir esin kaynağı olması dolayısıyla aralarında benzerlikler var.

Sadece kurgusal açıdan mı?

Hayır. Kadir, gerçeğin kendisinden kopmuş, ona tutunamamış bir yazar. Bu bizi Oğuz Atay’a götürüyor. Kadir’le Oğuz Atay’ın Selim’i arasında bir takım benzerlikler var.  Her ikisi de değersiz amaçlar peşinde koşan insanlara yabancılaşıp sanata sığınmış yalnız insanlardır. Edebi oyunları, edebi deneyler yapmayı severler. Her ikisi de yaşamda ve sanatta içtenliğe inanmış, çocuksu kalmış birer tutunamayandır ve her ikisi de arkalarında birer metin bırakarak ortadan kaybolmuştur.

Öyleyse Selim yeniden çıkıyor karşımıza.

Tam olarak öyle diyemeyiz. Çünkü özleri aynı olsa da farklı romanların karakterleridirler, farklı geçmişleri vardır. Örneğin Kadir roman sanatıyla resim sanatı arasında benzerlikler bulunduğunu düşünen bir ressamdır. Okuduğumuz kitabı bunu sergilemek amacıyla yazmıştır. Bilgi aktarımına değil, görselliğe önem veren bir dil kullanmıştır ve her bölüm, onun için bir tablodur. Kendini de bu tablolarda resmeder. Yarattığı karakterlerin karşısına bir sanrı olarak çıkar. Romanın da resim gibi gerçeği doğrudan temsil etmediğini edebi bir deneyle ispatlamak istemektedir.

Edebiyat ve deney bu kadar bağdaşabilen kavramlar mı?

Neden olmasın? İçerik farklı biçimlerde anlatılabilir ve bence her biri birer deneydir. Kadir de böyle bir şeyin peşindedir. Fakat bu çalışmalar karakterimizin ruh sağlığını bozar. Kuran’ın Kerim’in temel alındığı metninden de anlaşılacağı üzere Kadir düşle gerçeği ayıramayacak bir noktaya gelir. Hayatı bir üst kurmacaya dönüşür ve roman bu şekilde sona erer.

Farklı bir çalışma, başarılar diliyoruz.

Teşekkür ederim.

Varlık, Temmuz 2014